Almanya’nın Dortmund kentinde, Mehmet Kubaşık’ın ölümünün 20. Yılında düzenlenen bu yılki törene, Türk ve Alman yetkililer katılarak anma etkinliğine damga vurdular. Mehmet Kubaşık’ın katledildiği büfenin olduğu caddede, Mehmet için yapılmış anıta çiçek ve çelenkler bırakılarak başladı.
Burada toplanan kitle yan caddelerde seyirci durumunda bekledi, anıta aile ile birlikte Essen Başkonsolosu, Taylan Özgür Aydın ve Dortmund CDU’lu Belediye Başkanı, Alexander Kaloutı birer çelen ve çiçekler bıraktı. Burada Türk konsolos kısa bir konuşma yaptı ve yürüyüşe geçildi. Kısa bir yürüyüş mesafesinde olan Dortmund Merkez Garı arkasındaki Steinstraße de NSU kurbanları için dikilen anıtların orada, bol katılımlı bir tören alanı oluşturulmuş ve konuşmak için büyük bir konuşma platformu kurulmuş. (Bühne) Buraya Hendrik Wüst , NRW Başbakanı da davet edilmişti.
Bura da Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze, bir konuşma yaptı. Konuşmasında adalet arayışlarını sürdürdüğünü, babasının ne için öldürüldüğünü, suçlular neden babasını kurban seçtiklerini ve başka kimlerin bu katillere yardım ettiğini vb. şeklinde duygusal bir konuşma yaptı.
Hendrik Wüst, aileye hak vererek konuşmasına başladı ve aileden özür diledi. Bu olayların açığa çıkarılmamasını üzücü olduğunu devletin mutlaka bu işi çözmesi gerektiğini vb. yanı sıra ırkçılık ve ayrıştırmanın olumsuzluklarından söz etti. Belediye başkanı da benzer şeylerin yanı sıra bu davanın yeniden açılmasını ve karanlıkta kalan tüm detayların açıklığa kavuşmasını istedi. Türk konsolosunu geçiyorum. Sözüm ona “Sivil toplum üyeleri” solcu ve anti faşistlerimizde bu konuşmaları alkışladı ve kendilerine söz verildiğinde de onların söylediklerinin ötesine geçmediler. Bu durum üzücüydü ve görünen o ki, bu NSU kurbanları ve diğer ırkçı cinayetleri devlete karşı yönelmemesi için büyük bir çaba harcanıyor ve bundan da başarılı oluyorlar. Bunu Hanau vb. başka yerlerden de gördük.
Soru şu, ırkçılıkla yüzleşmeden anma olur mu?
Mehmet Kubaşık’ın ölümünün 20. Yılında düzenlenen resmi anma töreni, ilk bakışta devletin geçmişle yüzleşme iradesinin bir göstergesi gibi sunuldu. Devlet erkânının katılımı, yapılan konuşmalar ve verilen mesajlar; “bir daha asla” vurgusunu öne çıkarıyordu. Ancak bu tür anmaların samimiyeti, yalnızca törensel ifadelerle değil, bugünün politikaları ve söylemleriyle ölçülmelidir. Tam da bu noktada ciddi bir çelişki ortaya çıkmaktadır.
Mehmet Kubaşık, Almanya’da uzun yıllar “döner cinayeti” olarak küçültülen ve sistematik biçimde yanlış yönlendirilen NSU cinayetlerinin kurbanlarından biriydi. Bu cinayetler yalnızca neo-Nazi terör hücresinin ürünü değil, aynı zamanda güvenlik birimlerinin ihmalleri (eğer dahilleri yoksa!!!) önyargıları ve kurumsal körlükleriyle de şekillendi. Kurbanların aileleri yıllarca suçlu muamelesi görürken, gerçek faillerin izleri göz göre göre kaçırıldı. Dolayısıyla bu cinayetleri yalnızca “aşırı sağın sapkın eylemleri” olarak görmek, devletin sorumluluğunu görünmez kılmak anlamına gelir.
Bugün gelinen noktada ise sorun yalnızca geçmişle sınırlı değildir. Almanya’da göç ve güvenlik tartışmaları,giderek daha sert ve dışlayıcı bir dil üzerinde yürütülmektedir. Siyasi merkezde yer alan aktörlerin dahi bu dili benimsediği görülmektedir. Özellikle son yıllarda dile getirilen “sınırların daha sıkı korunması” “geri gönderme politikalarının sertleştirilmesi” ve “göçün kontrol altına alınması” gibi söylemler toplumda var olan yabancı düşmanlığını besleyen bir zemin oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, muhafazakâr siyasetin önde gelen isimlerinden Friedrich Merz’in göçmenlere yönelik genelleyici ve kriminalize edici ifadeleri, yalnızca politik bir pozisyon değil, aynı zamanda toplumsal algıyı şekillendiren güçlü bir söylemdir. Bu ifadeler, aşırı sağın dilini meşrulaştırıyor. Nitekim açık faşist AFD bu dili açıkça kullanıyor. Kapalı ve daha ince türlerini SPD den Yeşillere ve BSW ye kadar herkesten duyuyoruz.
İşte bu nedenle, Mehmet Kubaşık için düzenlenen anma töreni ile güncel siyasi söylem arasındaki mesafe sorgulanmalıdır. Bir yanda “ırkçılığa karşı duruyoruz” diyen bir devlet, diğer yanda göçmenleri hedef alan politikaları sertleştiren bir siyaset… Bu iki durum bir arada düşünüldüğünde, ortaya bir tür” resmi vicdan” ile “politik gerçeklik” arasında uçurum çıkmaktadır. Bu çelişkili durum, hâkim sınıf temsilcilerinin iki yüzlüğünü ve sahtekarlığını göstermektedir.
Gerçek bir yüzleşme, yalnızca geçmişteki hataları kabul etmekle değil, bu hataların bugün nasıl yeniden üretildiğini görmekle mümkündür. Irkçılık, sadece marjinal gurupların sorunu değil; Devlet politikalarında, medya dilinde ve gündelik söylemde yeniden ve yeniden üretilir. Bu nedenle anma törenleri, eğer gerçekten anlamlı olacaksa, sembolik olmaktan çıkmalı ve somut değişimlere zemin hazırlamalıdır.
Mehmet Kubaşık’ın anısı, yalnızca bir kurbanın hatırlatılması değil; aynı zamanda adalet, eşitlik ve gerçek bir yüzleşme talebidir. Bu talep karşılanmadığı sürece, yapılan her anma eksik kalacaktır. Çünkü ırkçılıkla mücadele, geçmişi anmakla değil, bugünün değiştirmekle başlar.
Kar olsun ırkçılık ve faşizm!
Eyleme katılan bir Trotz Alledem taraftarı
Nisan 2026
Trotzalledem Proletarier:innen aller Länder und unterdrückte Völker vereinigt euch!