Alman Emperyalizmi tam gaz savaş rotasında!

Alman Militarizmi – Savaş hazırlığının ideolojik temeli!

Emperyalist dünyadaki güç dengeleri, 2000’li yıllarda köklü biçimde değişmiştir. Bu değişim, emperyalist büyük güçlerin dünyayı yeniden paylaşımına yönelik, halklar açısından ölümcül sonuçlar doğuracak mücadeleyi zorunlu olarak gündeme getirmektedir. Burada söz konusu olan; nüfuz alanları, enerji kaynakları, pazarlar ve finans üzerindeki hâkimiyettir. Amaç, emperyalist rakipleri geriletmektir. Aynı zamanda kültürel hegemonya için de mücadele edilmektedir. Nihayetinde mesele dünya hâkimiyetidir.

Gerek kapitalizm öncesi imparatorlukların bütün tarihi, gerekse 20. yüzyıldaki kapitalist emperyalizm koşullarında yaşanan iki dünya savaşı açıkça göstermiştir ki, hiçbir emperyalist güç tek başına bütün dünyaya hâkim olamaz. Bu olsa olsa bir çılgınlık hayalidir.

“Bugün Almanya bizimdir, yarın ise bütün dünya!” diye haykırıyordu Naziler ve Almanya’daki milyonlarca taraftarları. 1933’te iktidarı ele geçirdikten sonra, dünyaya hükmetmesi gereken “bin yıllık imparatorluk” hayalini kuruyorlardı: Dünya, bir “Alman İmparatorluğu” olacaktı! Halkların, özellikle de o dönemde sosyalist olan Sovyetler Birliği’nde Nazi Almanya’sının saldırısı sonucu 27 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği, tarifsiz acılarla geçen on iki yılın ardından bu ateşli hayal, Almanya’nın enkazı ve küllerinin altında gömüldü.

Dünya hâkimiyeti heveslisi Alman emperyalizmi koşulsuz teslim olmak zorunda kaldı! Dünya derin bir nefes aldı!

Aradan 81 yıl geçtikten sonra, 2026 yılında Alman emperyalizmi, dünyanın yeniden paylaşımı uğruna sertleşen mücadele nedeniyle yeniden “savaşa hazır” hale gelme yoluna girmiştir. Hedefi ise “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” olmaktır!

Kaybedilen savaş nedeniyle Alman militarizminin zorla geri püskürtülmesi

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonraki 45 yıl boyunca, başlangıçta galip güçler tarafından silahsızlandırılan Alman emperyalizmi, kendisini barışsever bir güç olarak sunmak zorunda kaldı.

Revizyonist yozlaşmaya uğramış DDR’nin çöküşüne ve ardından BRD tarafından ‘yeniden imparatorluğa’ geri alınmasına’ kadar, Alman emperyalizmi askeri çatışmalardan büyük ölçüde uzak durdu. BRD ve DDR, 1950’li yılların ortasında izin verilen yeniden silahlanmadan sonra bile, ekonomik güçleriyle kıyaslandığında bağımsız askeri güçler olarak ‘cüce’ydiler. Kendi koruyucu güçleri olmaksızın bağımsız biçimde savaş yürütme yeteneğine sahip değillerdi. İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri, Almanya’nın bağımsız büyük bir askeri güç hâline gelmesine hiçbir şekilde izin vermek istemiyordu. BRD, kendi devlet topraklarında, Ramstein’da, ABD’ye Avrupa’daki en büyük askeri üssünü konuşlandırma olanağı sundu. Bu askeri üs bugün hâlâ ABD emperyalizminin dünyanın dört bir yanındaki operasyonları için kullanılmaktadır.

DDR, 1956’dan sonra Rusya’nın Batı’daki en büyük askeri tatbikat alanıydı. Alman emperyalizmi ise kendi ellerini masum göstermekte ve emperyalist çıkarlarını ağırlıklı olarak ekonomik sızma yoluyla gerçekleştirmekteydi. Şiar şuydu: “Ticaret yoluyla değişim.” Alman emperyalizmi ancak DDR’in BRD tarafından “barışçıl” ama düşmanca biçimde ele geçirilmesiyle devletsel birliğini yeniden kazandı. Ancak galip devletlerin 1991’deki 2+4 görüşmelerinde verdiği onayla “yeniden birleşmiş” Almanya tam devlet egemenliğini elde etti.

Geleneksel Alman “değerleri” ve “erdemleri”nin yeniden canlandırılması artık daha güçlü ve daha açık biçimde ele alınabiliyordu. Militarist düşünce ve eylemden arındırılmış bir Almanya, geçici ve zorla dayatılmış bir durumdu.

Alman militarizminin dünya sahnesine dönüşü

1968 hareketi içinde hor görülen, bastırılmış militarizm, “yeniden birleşme”den sonra yeniden çirkin yüzünü göstermeye başladı. Bu doğrultudaki ilk hamle, kamusal alanda asker yemin törenlerinin sahnelenmesi oldu. İlk girişimler, daha o dönemdeki Federal Almanya Cumhuriyet’nde, 1980’li yılların sonlarında başladı. Bu törenler, tam bir gelenek bilinciyle, Berlin’deki Bendlerblock’ta, yani eski Nazi Almanya Silahlı Kuvvetleri’nin merkezinde sahnelendi. Ancak bunlar rahatsız edilmeden gerçekleşmedi. Pasifist hareket, kimi zaman militan kitlesel eylemlerle bu törenleri engelleyebildi, kimi zaman da en azından aksatabildi.

1996 yılında “Federal Savunma Bakanlığı” (daha doğru ifadeyle “Savaş Hazırlığı Bakanlığı”), Alman İmparatorluğu’nun “kamusal yemin törenleri geleneğini” bilinçli olarak yeniden canlandırdı ve bunu zor kullanarak hayata geçirdi. O tarihten beri Alman emperyalizminin “ordusunun” bu propaganda gösterileri sıradan bir uygulama hâline gelmiştir.

Kurt Tucholsky 1931
“Askerler katildir”

Kurt Tucholsky, 1931 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın 17. yıldönümü vesilesiyle Weltbühne’de şöyle suçlamaktaydı:

Dört yıl boyunca öyle kilometrekarelerce alan vardı ki, oralarda öldürmek zorunluydu; oysa oradan yarım saat uzaklıkta aynı şey kesin biçimde yasaktı. Öldürmek mi dedim? Elbette öldürmek. Askerler katildir.” [1]

Almanya Federal Cumhuriyeti’ne sadakatle hizmet etmek…

Acemi askerler, bilinçli olarak kamuya açık şekilde gerçekleştirilen, Alman milliyetçiliğiyle ve savaş yücelticiliğiyle dolu bütün bu tantanalı törenlerde Almanya Federal Cumhuriyeti’ne sadakatle hizmet edeceklerine” yemin etmektedirler. Bunun açık anlamı, Alman emperyalizminin devletine “sadakatle hizmet edeceklerine” yemin etmeleridir! Bu, genç erkeklerin 2011’den bugüne kadar iyi bir ücret ve birçok ayrıcalıklı mesleki eğitim olanağı karşılığında hizmetlerini Alman emperyalizmine gönüllü olarak sattıkları yemindir. Çoğu acemi asker ise kuşkusuz, “Almanya’nın çıkarlarını” cesurca savunmaları gereken herhangi bir savaşta top yemi olarak yaralanmamayı ya da öldürülmemeyi ummaktadır.

Hiçbir aklı başında insan, sonuçta belki de “cesurca düşmüş bir yoldaş” olarak onurlandırılmayı istemez! Hem de Alman burjuvazisinin çıkarları uğruna!

Alman Ordusu’nun internet sitesinde şu bilgiler yer almaktadır:

Alman Ordusu, 1992’den beri yurtdışı operasyonlarına katılmaktadır. O tarihten bu yana 119 Alman askeri görev sırasında ve resmen tanınan misyonlarda yaşamını yitirmiştir. Bunlardan 37’si çatışmalarda hayatını kaybetmiş ya da saldırılar sonucu öldürülmüştür. Şimdiye kadarki en ağır bedel Afganistan’da ödenmiştir: Bu operasyon sonucunda 60 Alman askeri yaşamını yitirmiş, bunların 35’i dış müdahale sonucu ölmüştür. Bosna-Hersek ve Kosova’da ise toplam 49 Alman Ordusu mensubu hayatını kaybetmiştir.” [2]

“Neredeyse 20 yılın ardından Afganistan’daki işgal görevi yaz aylarında sona erdi. Bu süreç, Alman Ordusu’nu yeniden şekillendirdi ve ona yeni savaş deneyimleri kazandırdı; son olarak da Kabil’deki askeri tahliye operasyonunda. Şimdi ise görev yapan kadın ve erkek askerlerin hizmetlerini yüceltmenin ve savaşın kurbanlarını anmanın zamanı geldiği ilan edilmektedir.

Bu nedenle, kısmen Afganistan’da birden fazla kez görev yapmış olan 93.000 kadın ve erkek asker, 13 Ekim’de (2021) Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen bir kapanış töreni ve Berlin’de İmparatorluk Meclis binası önünde gerçekleştirilen Büyük Askerî Meşale Töreni ile onurlandırıldı. Büyük Askerî Meşale Töreni, Alman Ordusu’nun en yüksek askerî seremonisidir ve yalnızca çok özel durumlarda düzenlenmektedir.” [3]

Afganistan’da öldürülen bir askerin aklı başında düşünen yakınları, bu ikiyüzlü ve alaycı meşale töreni gösterisine şöyle derdi: “Bu gösterinizi gidin başka yere sokun.”

Yakınlarımızın katilleri yalnızca Taliban değildir; onları özgürlüğü savundukları yalanıyla Hindukuş’a gönderen Almanya’daki siyasi sorumlular da katildir. Onların kanı sizin ellerinize bulaşmıştır. Ancak Alman Ordusu’nun yeni askerlerini görevleri sırasında yalnızca “Almanya Federal Cumhuriyeti anavatanı uğruna kahramanca ölüm” beklememektedir; yurtdışı görevlerinde ya da Almanya’da giderek artan intiharlar da onları beklemektedir.

Yaşamına son veren Alman Ordusu mensuplarının sayısı korkutucu boyutlardadır.

“Alman Ordusu mensupları arasında, görev sırasında ya da görevlerin sonuçları nedeniyle intiharlar da yaşanmaktadır.

1998’den bu yana toplam 27 Alman Ordusu mensubu görev bölgelerinde ya da yurtdışı operasyonlarının ardından yaşamına son vermiştir.”

“Toplam 1990-1999: 537
Toplam 2000-2009: 288
Toplam 2010-2019: 201
Toplam 2020-2025: 117”

Durum: 4 Ağustos 2025
Kaynak: BMV, Federal Savunma Bakanlığı EBU III.6 [4]

“Almanya’ya sadakatle hizmet edeceğine” yemin eden bir acemi asker, kuşkusuz bu törensel seremonide ileride intihar etmeyi düşünmemektedir. Ancak askerlik yaşamının yarattığı travmalar; askerlerin “savaş düşmanlarını, düşman askerleri” öldürmek zorunda kalmaları ve kendilerinin de öldürülme korkusunu sürekli yaşamaları, kaçınılmaz olarak “Alman Ordusu mensupları” arasındaki intihar oranını yükseltmektedir.

Evet, körü körüne itaat ve askeri disiplin; fiziksel ve psikolojik hastalıklar, birlik içindeki aşırı mobbing ve eziyet, intiharların tetikleyicileri ve nedenleridir.

Asker

Asker, asker gri norm içinde
Asker, asker üniforma içinde
Asker, asker, siz o kadar çoksunuz ki
Asker, asker, bu bir oyun değil
Asker, asker, bulamıyorum
Asker, asker, senin yüzünü
Askerlerin hepsi birbirine benzer
Canlıyken de cesetken de

Asker, asker, bu nereye gidiyor
Asker, asker, anlamı ne bunun
Asker, asker, bir sonraki savaşta
Asker, asker, zafer olmayacak
Asker, asker, dünya gençtir
Asker, asker, senin kadar genç
Dünyanın derin bir yarığı var
Asker, sen onun kıyısında duruyorsun

Asker, asker gri norm içinde
Asker, asker üniforma içinde
Asker, asker, siz o kadar çoksunuz ki
Asker, asker, bu bir oyun değil
Asker, asker, bulamıyorum
Asker, asker, senin yüzünü
Askerlerin hepsi birbirine benzer
Canlıyken de cesetken de

Askerlerin hepsi birbirine benzer
Canlıyken de cesetken de

Wolf Biermann, 1965

DDR’de bu şiir derhal yasaklandı.

Halkın hukukunu ve özgürlüğünü” cesurca savunmak mı?

Kamusal yemin törenlerindeki yemin şu sözlerle devam etmektedir: “Alman halkının hukukunu ve özgürlüğünü cesurca savunmak.” İnsan burada “Bunun nesi yanlış?” diye sorabilir. Sonuçta burada devletin çıkarlarından değil, halkın hukukundan ve özgürlüğünden söz edilmektedir! Acemi askerlerin yemininin bu bölümü, devletin çıkarlarıyla halkın çıkarlarını özdeş göstermeye hizmet etmektedir: Bir acemi asker devlete hizmet ettiğinde, aynı zamanda halka da hizmet etmiş olmaktadır. Halk ile devlet bir ve aynı şeydir!

Bu düpedüz bir yalandır. “Halkın hukukunun ve özgürlüğünün savunulması” sloganı altında sunulan ve pratikte Alman Ordusu tarafından yerine getirilen şeyin ne olduğu, burjuva politikacıların açıklamalarında açıkça görülmektedir.

Alman Ordusu’nun “Afganistan misyonu”na katılımı konusunda dönemin sosyal demokrat Savunma Bakanı Peter Struck (SPD), bir röportajda şöyle diyordu: “Hindukuş’ta” (Afganistan’da) “Alman halkının özgürlüğü de savunulmaktadır.”

20 Aralık 2002’de Federal Meclis’te, “Alman silahlı kuvvetlerinin Afganistan misyonundaki görevine devam edilmesi” üzerine yaptığı konuşmada, kendisini bir kez daha açıklamaya çalıştı ve bu görevi “güvenlik çıkarları” ile gerekçelendirdi:

Gerçekte neyin söz konusu olduğunu açıklığa kavuşturmak için, güvenliğimizin Hindukuş’ta da savunulduğunu söyledim. Almanya, uluslararası terörizmi kendi bulunduğu yerde, müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte, askerî araçlarla da mücadele ederek bastırdığında daha güvenli olacaktır. Alman Ordusu’nun Balkanlar’da ve Afganistan’da demokratik koşullar altında yeniden yapılanmaya başarıyla katılması ve orada acilen ihtiyaç duyulan güvenli ortamın oluşturulmasına yardımcı olması durumunda, güvenliğimiz daha da artacaktır.” [5]

‘Güvenliğimiz için ve uluslararası terörizme karşı mücadele’ üzerine ortaya atılan bu apaçık yalanlar, dönemin Federal Cumhurbaşkanı Horst Köhler tarafından, Afganistan ziyaretinden sonra verdiği bir röportajda –muhtemelen istemeden– düzeltilmiş oldu:

Benim değerlendirmeme göre ise, genel olarak toplumun geniş kesimlerinde de artık şunun anlaşılması yönünde bir süreç içindeyiz: Bizim büyüklüğümüzde, dış ticarete yönelmiş ve dolayısıyla dış ticarete bağımlı bir ülke, gerektiğinde, olağanüstü durumlarda kendi çıkarlarını korumak için askerî müdahalenin de gerekli olabileceğini bilmek zorundadır; örneğin serbest ticaret yollarını korumak ya da bölgesel istikrarsızlıkların önüne geçmek için. Çünkü bunlar ticaret, işyerleri ve gelirler üzerinden bizim olanaklarımıza da kesinlikle olumsuz biçimde geri dönecektir. Bütün bunların tartışılması gerekir ve ben bu konuda o kadar da kötü bir yolda olmadığımıza inanıyorum.” [6]

Yani mesele, “bizim” “çıkarlarımız” uğruna savaşmaktır; bunun açık anlamı ise Alman emperyalizminin çıkarlarıdır. Horst Köhler’in bu üstü kapalı açıklaması, Alman burjuvazisi açısından fazla açık bulunmuştur. Bu yüzden şapkasını alıp gitmek zorunda kaldı. Afganistan ziyaretinin hemen ardından Federal Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etti.

Kamusal acemi asker yemin törenlerinden eyleme: Doğrudan savaş katılımı

BRD ve DDR kurulduğunda, her iki Alman devleti de galip devletlerin Potsdam Anlaşması temelinde silahsızlandırılmış devletlerdi. Orduları yoktu.

Bu nedenle, DDR Anayasası’nda ve BRD Temel Yasası’nda, Alman Ordusu’na (BRD) ya da Halk Ordusu’na (DDR) ilişkin hiçbir madde yer almıyordu.

Nazi Almanya’sının koşulsuz teslimiyetinden ancak on yıl, iki Alman devletinin kuruluşundan ise altı yıl sonra, “Soğuk Savaş”ın en yoğun döneminde hem BRD’de hem de DDR’de yeniden silahlanmaya ve orduların kurulmasına izin verildi. Ancak her iki devlette de –BRD’de Temel Yasa’da, DDR’de ise Anayasa’da– her iki ordunun yurtdışı görevlerine katılması dışlanmıştı. Bu anayasa hükmü, “yeniden birleşme”den sonra önce fiilen aşındırıldı, daha sonra da anayasa değişiklikleriyle “gerekliliklere uyarlanmış” oldu.

BRD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk doğrudan savaş katılımı, 1999’daki sözde “Kosova Savaşı”nda gerçekleşti. Schröder/Fischer’in Kızıl-Yeşil hükümeti altında Alman Ordusu, hava kuvvetleriyle Sırbistan’a karşı beş yüz saldırı uçuşu gerçekleştirdi. Almanya, Yugoslav devletinin parçalanmasında aktif biçimde, askerî olarak da en ön saflarda yer aldı.

Eskiden pasifist olan Yeşiller Partisi buna ideolojik gerekçeyi sağladı: Kosova’da bir soykırım işlendiği ileri sürülüyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda bir soykırımın faili olan Almanya’nın, “yeni bir Auschwitz’i engellemek” konusunda ahlaki olarak özel bir sorumluluğu bulunduğu savunuluyordu. Halkı Almanya’nın Kosova Savaşı’na katılımının gerekliliğine ikna etmek için Federal Savunma Bakanlığı tarafından bir kampanya başlatıldı. Sırp hükümetine ait olduğu iddia edilen “gizli At Nalı Planı” sunuldu; bu plana göre tüm erkek Kosovalıların öldürülmesi ve Kosova’nın Sırbistan tarafından işgal edilmesi öngörülüyordu.

Bu “belge”nin aslında Savunma Bakanlığı’nın kendisi tarafından uydurulduğu daha sonra ortaya çıkmış olsa da, yayımlandığı dönemde görevini çoktan yerine getirmişti: Almanya savaşa hazır hâle getirilmişti! Hem de ahlaki bir görev adına!

Auschwitz’ten sağ kurtulanların anti-faşist yemini, Alman burjuvazisi tarafından militarizmin tırmandırılmasında ve Alman Ordusu’nun emperyalist bir savaşa katılımının gerekçelendirilmesinde iğrenç bir biçimde istismar edildi. Alman emperyalizminin çıkarları uğruna savaşa katılım, anti-faşist bir eylem olarak pazarlanmıştır.

Militarizmin güçlendirilmesinin yeni aşamaları

11 Eylül 2001, Almanya’da da militarizmin güçlendirilmesinin, toplumun militaristleştirilmesinin, somut savaş hazırlıklarının ve Alman Ordusu’nun yeni savaş görevlerinin yeni bir dalgasını başlattı.

Yeni gerekçe şuydu: Tüm Batı’nın, özgürlüğün, güvenliğin ve insanların Batılı yaşam tarzının uluslararası faaliyet gösteren İslamcı terörizm tarafından tehdit edildiği ileri sürülüyordu. Artık şiar “uluslararası terörizme karşı savaş”tı. Alman Ordusu, 11 Eylül 2001’den sonra, kimi NATO çatısı altında, kimi ise BM misyonlarının parçası olarak “teröre/terörizme karşı mücadele” sloganı altında yürütülen onlarca savaşa aktif biçimde katıldı.

Bu yurtdışı görevlerinde Alman Ordusu çoğunlukla en ön saflarda savaşmamış olsa da, “savaş kabiliyetini” geliştirdi ve pekiştirdi. Alman Ordusu’nun “anavatandan uzak savaşlara” katılması, Almanya’da adım adım sıradan bir durum hâline geldi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra galip devletler tarafından zorla pasifizme eğitilen Alman sivil toplumu, zamanla bundan uzaklaştı. Alman Ordusu’nun yurtdışı görevlerine ve savaşlara katılımına karşı sivil toplum eleştirileri ve eylemleri giderek zayıfladı. Bu süreçte, zamanla devlet düzeninin taşıyıcı partilerinden biri hâline gelen, eskiden pasifist olan Yeşiller Partisi önemli bir rol oynadı. Yeni dönemin belirleyici kırılma noktası ise Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırısı oldu. Ampel koalisyonunun şansölyesi Olaf Scholz, üç gün sonra Federal Meclis’te yaptığı hükümet açıklamasında “Zeitenwende”yi (dönüm noktasını/yeni dönemi) ilan etti. Onun Zeitenwende konuşmasının özü şuydu:

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik “kışkırtılmamış” saldırısıyla (Yalan 1), İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez (Yalan 2) Avrupa’da bir savaşın başlatıldığı ileri sürüldü. Bunun, dünyadaki “kurallara ve değerlere dayalı barış düzeninin” sonu olduğu söylendi (Yalan 3). Almanya’nın, hatta tüm Avrupa’nın özgürlüğü ve güvenliğinin tehlikede olduğu iddia edildi. Rusya’nın, Ukrayna’da durdurulmaması hâlinde bütün Avrupa’ya saldıracağı öne sürüldü (Yalan 4). Dünya çapında ekonomik bir büyük güç olan Almanya’nın ise kendisini savunabilmek için (Yalan 5), askerî gücünü mümkün olan en kısa sürede ekonomik gücüne uygun hâle getirerek silahlanması gerektiği savunuldu.

Yani Almanya’nın Avrupa’da nihayet askerî açıdan da önder bir güç hâline gelmesi! Elbette bu, AB içindeki ortaklarla işbirliği içinde ve NATO üyesi olarak ABD ile ittifak hâlinde gerçekleşecektir.

Özgürlüğümüzü ve demokrasimizi korumak için ülkemizin güvenliğine belirgin biçimde daha fazla yatırım yapmak”, “büyük bir ulusal çaba”dır.

Scholz, Federal Meclis’in neredeyse tamamı tarafından defalarca ayakta alkışlarla ve büyük bir coşkuyla kesilen konuşmasında, hedefin “güçlü, son derece modern ve ileri düzeyde bir Alman Ordusu” olduğunu belirtti.

O dönemde hâlâ anayasada yer alan federal devletin yeni borçlanma yasağını aşmak için, 2022 federal bütçesi “bir defaya mahsus olmak üzere 100 milyar avroluk özel bir fonla donatıldı.” Bu kaynakların, askerî alandaki “gerekli yatırımlar ve silahlanma projeleri” için kullanılması öngörülüyordu. Scholz, Zeitenwende konuşmasında, BRD’nin “bundan böyle her yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde ikisinden fazlasını savunmamıza yatıracağını” ilan etti. Ayrıca Federal Meclis’teki tüm gruplara şu çağrıda bulundu: “Gelin bu özel fonu Temel Yasa’da güvence altına alalım.” [7]

Scholz’un bu çağrısına daha sonra uyuldu. 2024 sonunda Ampel koalisyonunun çökmesinin ve erken seçimlerde anayasa değişikliği için gerekli üçte iki çoğunluğun sağlanamadığı yeni bir parlamentonun seçilmesinin ardından, bir usul hilesine başvuruldu. Görevden düşmüş olan eski parlamento bir kez daha toplandı ve görev süresi sona ermiş milletvekillerinin oylarıyla, Temel Yasa’daki yeni borçlanma yasağı “savunma harcamaları” için gerekli üçte iki çoğunlukla kaldırıldı.

İşte parlamenterizmin “demokratik oyun kuralları”, seçimlerle ortaya çıktığı iddia edilen “halk iradesi” vb. üzerine söylenecekler bunlardır. Söz konusu olan, yalnızca güçlü bir askerî güç tarafından korunabileceği ileri sürülen özgürlük ve demokrasinin güvenliği olduğunda, bütün yasalar –Temel Yasa dâhil– parlamenterizmin teamülleri vb. her şey kâğıt parçasına dönüşmektedir.

Uymayan şey, uygun hale getirilir! 19 Mart 2025’te “borç freni” Temel Yasa’dan çıkarıldığından beri, Almanya’da “gerekli yatırımlar” ve “savunma” söz konusu olduğunda federal devletin ve eyaletlerin yeni borçlanmaları için artık yukarıdan herhangi bir sınır kalmamıştır. Ve elbette bütün bunların suçlusu Rusya, hatta BRD’yi de tehdit eden Putin’dir!

Böylece dört yılı aşkın bir süredir, özellikle ‘Rus tehdidi’ bahanesiyle toplumun militaristleştirilmesi, Alman Ordusu’nun hızlandırılmış silahlandırılması, zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe konulmasının planlanması ve savaşa yönelik açık askerî hazırlıklar ileriye taşınmaktadır.

Yeni hükümet, askerî politikanın devralınması ve sertleştirilmesi

Ampel koalisyonunun “Savunma Bakanı” Boris Pistorius, burjuva kurumların bütün anketlerinde “Almanya’nın en popüler politikacısı” olarak gösterilmektedir. O, 2024 yılında şu hedefi ortaya koydu: “Almanya 2029’a kadar savaşa hazır hale gelmelidir ve gelecektir.” “Savaşa hazır olma”dan kastedilen şey, Alman Ordusu’nun şimdiye kadarki yurtdışı görevleri değildir; çünkü bu görevlerde o, uluslararası misyonlarda ikinci ya da üçüncü dereceden bir rol oynamaktadır. Hayır, Alman Ordusu, diğer güçlerden bağımsız olarak savaş yürütebilecek vurucu bir ordu hâline gelmelidir.

Ampel koalisyonunun ardından gelen ve Şansölye Friedrich Merz yönetimindeki CDU/CSU-SPD hükümet koalisyonunda, Boris Pistorius savaş bakanı olarak görevini korudu. O, Alman burjuvazisinin askerî politikasındaki sürekliliği temsil etmekteydi ve temsil etmektedir. Koyu siyah ve sözde kırmızı koalisyonun koalisyon sözleşmesinde –ki daha sonra hükümet programı da oldu– önsözde şöyle denilmektedir:

Almanya tarihsel meydan okumalarla karşı karşıyadır. Önümüzdeki yılların politikası, gelecekte de özgür, güvenli, adil ve müreffeh bir Almanya’da yaşayıp yaşamayacağımızı belirleyici ölçüde etkileyecektir. (…)

Rusya’nın saldırı savaşı bizim güvenliğimizi de tehdit etmektedir. (…)

Güvenliğimiz bugün, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar güçlü biçimde tehdit altındadır.

Bu noktada en büyük ve en doğrudan tehdit Rusya’dan gelmektedir. (…)” [8]

Metin şöyle devam etmektedir:

Özgürlüğü ve barışı güvence altına almak için savunma ve caydırıcılık kapasitemizi güçlendiriyoruz. Güç, barışın ön koşuludur. (…)

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ilk kez Almanya ve Avrupa, güvenliklerini çok daha kapsamlı biçimde kendi başlarına sağlayabilecek durumda olmak zorundadır. (…)

Hedefimiz, Alman Ordusu’nun NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine merkezi bir katkı sunması ve müttefiklerimiz için örnek haline gelmesidir. Tanımlanan tehdit durumu, caydırıcılık hedefi doğrultusunda savunma harcamalarımızı artırmaya bizi zorlamaktadır. (…) Savunma harcamalarımız yasama dönemi sonuna kadar belirgin ve kararlı biçimde artırılmalıdır.” [9]

Yazıldı, söylendi, yapıldı!

Alman burjuvazisi, her alanda tasarruf yapılmasını savunurken – özellikle de öncelikle göçmenler ve işsizler için yapılan sosyal harcamalarda – ve hükümeti sert kesintiler uygularken, askerî harcamalar sürekli artırılmaktadır.

Nisan 2025’te yayımlanan Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, “Almanya, Alman yeniden birleşmesinden bu yana ilk kez savunma harcamalarında diğer Batı Avrupa ülkelerini geride bırakmıştır. Alman ‘savunma harcamaları’ yüzde 28 artarak 77,63 milyar avroya (88,5 milyar dolar) yükselmiş ve böylece Orta ve Batı Avrupa’da askerî bütçede ilk sıraya, dünya genelinde ise dördüncü sıraya yerleşmiştir.” [10]

Merz hükümetinin 2026 yılı devlet bütçesinde “savunma bütçesi” için –açık ifadeyle savaş hazırlıkları için– 108 milyar avrodan fazla kaynak öngörülmektedir. BMV verilerine göre bu miktarın sonraki yıllarda her yıl artarak 2029’da 152 milyar avroya ulaşması planlanmaktadır. Bu, Federal Savunma Bakanlığı‘nın 2023 bütçesiyle karşılaştırıldığında üç katına çıkma anlamına gelmektedir! [11]

Alman Ordusu’nun silahlandırılması/donatılması için ayrılan bu devasa meblağlar, silah ve diğer askerî teçhizat üreten tekellere büyük kârlar sağlamaktadır. Almanya’nın silah ihracatı hızla artmaktadır. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün Mart 2026 tarihli bir raporuna göre Almanya, dünyanın en büyük dördüncü silah ihracatçısı konumuna yükselmiştir.

Böylece Federal Almanya Cumhuriyeti, silah ihracatı sıralamasında Çin’i dördüncü sıradan geriye itmiştir. Çin ise artık beşinci ihracatçı konumundadır.

ABD, açık ara farkla en büyük silah ihracatçısı olmaya devam etmektedir. Onu Fransa ve Rusya izlemekte, ardından Almanya gelmektedir. Bunun başlıca nedeni, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Avrupa’daki talebin büyük ölçüde patlama göstermesidir.

Trump yönetimindeki ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteği kısmen geri çekmesi, Ukrayna’daki savaşın uzamasını isteyen başta BRD olmak üzere Avrupalı emperyalist güçleri, askerî desteğe şimdiye kıyasla daha güçlü biçimde katılmaya zorlamaktadır. Rapora göre Almanya’nın silah ihracatının neredeyse dörtte biri, yani yüzde 24’ü Ukrayna’nın desteklenmesine gitmiştir. Yüzde 17’lik ek ihracat ise NATO ortakları gibi diğer Avrupa ülkelerine yapılmıştır. [12]

Bütün bunlar, gidişatın nereye doğru olduğunu açıkça göstermektedir. Alman emperyalizmi, artık ABD’ye güvenemeyeceği; bunun yerine kendi gücüne ve Avrupalı müttefiklerine dayanacağı bir savaşa hararetle hazırlanmaktadır.

Schulstreik

Merz tarafından yeniden piyasaya sürülen Üç Dünya Teorisi

Merz, Ocak 2026’da Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada şunları ilan etti:

Yeni bir çağ zaten başlamıştır. Büyük güçlerin yeni dünyası, güç, kuvvet ve –gerekirse– şiddet üzerine kuruludur. Burası rahat ve huzurlu bir yer değildir.”

Merz, “büyük güçler” arasında Rusya’yı –“Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşıyla bu yeni dönemi başlatan güç” olarak– saymaktadır; ABD’yi ise “hegemon konumu sorgulanan ve dış ile güvenlik politikasını köklü biçimde değiştiren güç” olarak tanımlamaktadır. Çin için de “büyük güçler arasına girmeyi başarmış” demektedir.

Merz şöyle devam etti: “Ayakta kalabilmek için sert bir gerçeklikle yüzleşmeli ve yönümüzü açık bir realizmle belirlemeliyiz.”

Merz, Almanya ile birlikte büyük güçler arasında saymadığı Avrupalı müttefikleri, büyük güçler tarafından belirlenen yeni dünya düzenine karşı çıkmaya çağırdı: “Yalnızca gücün belirleyici olduğu bir dünya tehlikeli bir yerdir.”

Bunun “önce küçük devletler, ardından orta büyüklükteki güçler –yani Almanya ve Avrupalı müttefikler– ve nihayetinde büyük güçler için” geçerli olduğunu söyledi. Orta büyüklükteki güçleri ve küçük devletleri, “karşılıklı güven ve saygıya dayanan ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya” çağırdı. Merz usulü 2026 Üç Dünya Teorisi’ne hoş geldiniz.

Peki Almanya nasıl bir rol oynayacak? Merz Almanca olarak şunları ekledi: “Büyük güçlerin yeni dünyasına geçiş eşiğini aştık. Bu dünyada sert bir rüzgâr esiyor. Bu dünya bize zorluklar ve tehlikeler dayatacaktır. Siz bunu hissediyorsunuz, hepimiz hissediyoruz. Ama şunu da açıkça kavrayalım: Bu dünyanın karşısında çaresiz değiliz. Onu şekillendirebiliriz. Bu nedenle sağduyulu, yaratıcı ve aynı zamanda cesur biçimde kendi güçlerimize dayanalım. Biz de tam olarak bunu yapıyoruz.”

Konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Çevremizdeki dünya benzeri görülmemiş bir hızla değişiyor. Bu gelişmenin aldığı yön bizi kaygılandırmalıdır. Büyük güçlerin dünyası yeni gerçekliktir.

Avrupa mesajı anlamıştır. Almanya da mesajı anlamıştır. Bu meydan okumalarla yüzleşmek zorundayız ve yüzleşeceğiz.

Benim hükümetim üzerine düşeni yapacak ve güvenlik, rekabet gücü ve Avrupa Birliği etrafında şekillenen iddialı bir reform gündemi izleyecektir. Aydınlanma’nın belki de en önemli dersinden ilham alalım:

Kaderimiz kendi ellerimizdedir. Onu şekillendirmek bizim sorumluluğumuzda ve özgürlüğümüzdedir. Bu tarihsel görev önümüzde durmaktadır. Almanya, bunun üstesinden gelinmesinde kilit bir rol oynamak istemektedir.” [13]

Alman emperyalizmi, yalnızca güç, kuvvet ve şiddet üzerine kurulu olan yeni dünyalarına karşı emperyalist büyük güçlerle mücadele ediyor; Avrupa birliği ve özgürlüğü için savaşıyor! Buna inanmak isteyen inansın!

Ve Almanya bu mücadelede elbette kilit bir rol oynamak istemektedir!

Bu rolün diğer adayları olan Fransa ve İngiltere bunu pek hoş karşılamayacaktır! Önceki dünya savaşlarının deneyimlerinden, Almanya kilit bir rol oynamak istediğinde bunun nereye vardığını biliyorlar!

Alman emperyalizmi gençliğe top yemi olarak ihtiyaç duyuyor!

Almanya’nın savunma kapasitesi ve uzayın militarizasyonu!

Emperyalist dünya büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. Bu savaşta emperyalist baş rakipler, müttefikleriyle birlikte birbirlerine karşı doğrudan savaşacaktır — üçüncü bir dünya savaşı.

Sürmekte olan bölgesel savaşlar ise yalnızca bir ön bölümdür: Bu savaşlarda yeni silahlar test edilmekte, rakiplerin tepkileri sınanmakta, askerî-stratejik açıdan önemli mevziler ele geçirilmekte ve ittifaklar kurulmaktadır.

Alman burjuvazisi bu gelişmeyi görmekte ve yaklaşan savaşa hararetle hazırlanmaktadır. Bunun için ordunun güçlendirilmesi, militarist propaganda yoluyla kendi halkının savaşa hazırlanması ve toplumun militaristleştirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmalar yoğunlaştırılmaktadır.

Ordunun güçlendirilmesi için özellikle son dört yılda çok şey yapıldı. Daha fazla güçlendirme için de gerekli yönelim belirlenmiş durumdadır. “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” (Merz) inşa edilmektedir.

Ancak ordu, olağanüstü durumlarda gerekli top yemi olarak askerlere de ihtiyaç duymaktadır. Almanya’da zorunlu askerlik 2011 yılında kaldırıldı. O tarihten beri Alman Ordusu tamamen profesyonel bir ordu hâline gelmiştir. Bütün reklam kampanyalarına ve özellikle gençlere yönelik cazip tekliflere rağmen –mükemmel meslek olanakları, iyi gelir, macera, müthiş yoldaşlık vb.– devlet, Savunma Bakanlığı’na göre “savaşa hazır olma” için gerekli olan 460 bin Alman Ordusu mensubunu seferber etmeyi başaramamaktadır. Gönüllü ordunun mevcut sayısı bugün 260 bindir.

Bu nedenle CDU/CSU/SPD hükümetinin programında öncelikle görevdeki askerler övülmektedir: “Kadın ve erkek askerler en yüksek takdirimizi hak etmektedir.”

Ardından okullardaki militarizasyon programı formüle edilmektedir: “Alman Ordusu kamusal yaşam içinde daha güçlü biçimde yerleştireceğiz ve okullarda önemli bir eğitim görevi yerine getiren gençlik subaylarının rolünün güçlendirilmesini savunacağız. … Başlangıçta gönüllülük esasına dayanan yeni ve cazip bir askerlik hizmeti oluşturuyoruz. Bu hizmetin yeni biçimlendirilmesinde çekicilik, anlamlılık ve büyüme kapasitesine katkı temel ölçütler olacaktır. Nitelik kazanma olanaklarıyla bağlantılı talepkâr hizmet yoluyla sağlanan takdir, askerlik hizmetine yönelik isteği kalıcı olarak artıracaktır. (…)“

Kadınlar ve göçmenler de orduda memnuniyetle karşılanıyor.
Top mermisi yemine dönüşecek her insana ihtiyaç var:

Alman Ordusu’nda kadınların ve göçmen kökenli insanların oranını artırmak istiyoruz. Yedek kuvvetleri ve yurt savunmasını daha da güçlendirmek, onları görevlerine uygun biçimde donatmak ve hem yapısal hem de toplumsal olarak daha sağlam bir zemine oturtmak istiyoruz.

Örneğin çift kullanımlı (sivil-askerî amaçlı) araştırmaları ya da sivil-askerî araştırma işbirliklerini zorlaştıran engellerin kaldırılması için çaba gösteriyoruz. Ayrıca Almanya’nın uzaydaki savunma kapasitesini kararlı ve hızlı bir biçimde geliştirmek istiyoruz.”

İnsanlığın Hafızası

İnsanlığın çektiği acılara dair hafızası şaşırtıcı derecede kısadır.
Yaklaşan acıları hayal etme yeteneği ise neredeyse daha da zayıftır.

New Yorklunun atom bombasının dehşeti hakkında duyduğu anlatılar,
görünüşe göre onu pek az korkutmuştur.

Hamburglu hâlâ yıkıntıların ortasında yaşamaktadır
ve yine de yeni bir savaşa karşı elini kaldırmakta tereddüt etmektedir.

Kırklı yılların dünya çapındaki korkunçlukları unutulmuş gibidir.
“Dünün yağmuru bugün bizi ıslatmaz” diyor birçok kişi.

İşte mücadele etmemiz gereken şey bu duyarsızlıktır;
onun en uç noktası ölümdür.

Bugün bize pek çok insan şimdiden ölü gibi görünmektedir;
sanki önlerinde duran şeyi çoktan yaşamış insanlar gibidirler,
ona karşı öylesine az şey yapıyorlar ki.

Ve yine de hiçbir şey beni,
aklın düşmanlarına karşı aklın yanında durmanın umutsuz olduğuna inandıramaz.

Bin kez söylenmiş olanı tekrar tekrar söyleyelim,
bir kez bile eksik söylenmiş olmasın diye!

Uyarıları yenileyelim,
ağzımızda kül gibi tatsızlaşmış olsalar bile!

Çünkü insanlığı, geçmiş savaşların zavallı denemeler gibi kalacağı savaşlar tehdit ediyor
ve onları herkesin gözü önünde hazırlayanların elleri kırılmazsa,
hiç kuşkusuz o savaşlar gelecektir. [14]

Kapsamlı bir genel militarizasyon programı bundan daha açık ifade etmek zor olurdu.
Ve Alman burjuvazisinin bu militarizasyon saldırısına, eski “pasifist” Yeşiller de elbette kendi katkılarını sunuyorlar. Bir Der Spiegel makalesinde şöyle deniliyor:

Ekonomi Bakanı Robert Habeck bir zamanlar vicdani hizmet (sivil hizmet) yapmıştı – ve bugün o dönemi güzel bir zaman olarak hatırlıyor. Ancak Başbakan Yardımcısı bugün olsa muhtemelen askerlik hizmetini reddetmeyeceğini söylüyor. Bunu Funke Medya Grubu’nun ‘En Zor Kararım’ adlı podcastinde dile getirdi. O dönem verdiği kararla hâlâ barışık olduğunu söyledi.” Ama şöyle devam etti: ‘Bugün farklı bir durumda olsaydım aynı şeyi yapar mıydım, bilmiyorum; daha doğrusu sanıyorum ki yapmazdım.’ Devamında ise partisinin genel olarak barış konusundaki tutumunu yeniden gözden geçirmesi gerektiğini söyledi. Federal Ekonomi Bakanı’na göre Yeşiller hâlâ (!) bir barış partisi, ancak barışın koşulları değişmiş durumda. Seksenli yıllarda barışa daha az silahla ulaşmak daha mümkündü – ‘bugün ne yazık ki bunu farklı değerlendirmek gerekiyor.Yani özetle şu mantık: Evet, daha fazla militarizmden yanayız ve genç kuşağı savaşlarda gözden çıkarmaya hazırız!”

Yeşiller içinde daha da sert militarizasyon savunucuları öne çıkıyor.
Bavyera Yeşilleri Eyalet Meclisi Grubu Başkanı Katharina Schulze ile grubun iç politika sözcüsü Florian Siekmann, herkes için zorunlu bir “özgürlük hizmeti”nden yana olduklarını açıklıyorlar:

Bütün kadınlar ve erkekler 18 ile 67 yaşları arasında bir dönemde altı ay hizmet yapmak zorunda olmalı — ister askerlik hizmetinde, ister sivil savunmada, itfaiyede ya da yardım kuruluşlarında, isterse altı aylık toplumsal hizmet kapsamında. Daha önce yapılmış hizmetler veya belirli gönüllü faaliyetler de buna sayılmalıdır.” Katharina Schulze ise şöyle diyor:
“Şu soruyu sormanın zamanı geldi: Ülken için sen ne yapabilirsin?”

Herkes için zorunlu özgürlük hizmeti! Almanya için! Alman büyük sermayesinin, Alman burjuvazisinin çıkarları için: savaşlar yürütmek!! ‘Barış hizmeti’ sözlerinin ardındaki alaycı öz budur!! Bu ülkeyi gerçekten özgürlüğün ve demokrasinin kalesi olarak gören herkes elbette bunu yapabilir. Ancak sömürülenler ve ezilenler, işçi sınıfı ve gençlik için bu ülke gericiliğin bir kalesidir. ‘Özgürlük ve demokrasi’ esas olarak yalnızca egemenler için vardır.

Ne Yapmalı?

Hükümet, mevcut savaşlar ve emperyalist hedefleri doğrultusunda planlanan 3. Dünya Savaşı için eksik olan “top yemi”ni seferber etmek ve onları “savaşa hazır” hâle getirmek amacıyla, ideolojik militarist propaganda saldırısının yanı sıra gönüllü askerlik hizmeti için “yeni askerlik hizmetine ilişkin anket kampanyası”nı kararlaştırıp başlattı.

5 Mart 2026’daki okul grevi çağrısında şöyle deniliyor: “Zorunlu askerliğe HAYIR! Her türlü zorunlu hizmete HAYIR! 5 Aralık’ta federal hükümet, Bundestag’da bizim irademize rağmen geleceğimiz hakkında karar verdi ve zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe konulmasına yönelik ilk adımları attı: Genç erkekler için bugünden itibaren zorunlu anketler, Temmuz 2027’den itibaren zorunlu askerî yoklama.” [15]

Erkekler bu anketi dört hafta içinde doldurmak zorunda. Kadınlar için ise bu (şimdilik!) gönüllü. Mektup gönderilen genç erkekler daha sonra onlarca soruyu yanıtlamak zorunda kalıyor. En önemli soru ise, gencin gönüllü olarak hizmet etmeye hazır olup olmadığı sorusu.

Tüm sorular yanıtlandıktan sonra ise bir “landing page”e (yönlendirme / karşılama sayfasına) ulaşırlar.

BMV (Savunma Bakanlığı) bu konuda şöyle açıklıyor: “Bu sayfanın önemli bir işlevi vardır. Bir yandan anketin doldurulduğuna dair onay içerirken, diğer yandan Alman Ordusu’ndaki kariyer olanakları ve gönüllü hizmetler hakkında ek bilgiler sunmaktadır. Ankette gönüllü askerlik hizmetine hazır olduklarını belirten kişiler ise aşamalı olarak uygunluk testine tabi tutulacak – yani tıbbi muayeneden de geçirileceklerdir.” [16]

2029 yılına kadar 460 bin asker hedefine ulaşabilmek için her yıl belirli sayıda gönüllü askerin Alman Ordusu’na katılması gerekiyor. Peki, bu sayı tutturulamazsa ne olacak?
Yeterli sayıda gönüllü “top yemi” devşirilemezse ne olacak?

Bu sorulara Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın cevabı son derece açıktır: O zaman zorunlu askerlik kesin olarak geri gelecek – buna, toplum adına dayatılan ve neredeyse ücretsiz olan sivil zorunlu hizmetler de eşlik edecek! Burjuvazi, yeniden yürürlüğe koyduğu zorunlu askerlikle birlikte, vicdani retçilerin karşılıksız emeğini de ek bir kaynak olarak kullanmak istiyor! Burjuvazi “savaşa hazır bir toplum” istiyor! Peki, hangi savaş için savaşa hazır? Dünyanın yeniden paylaşımı uğruna emperyalistlerin yürüteceği yaklaşan bir savaş için!

Bu bizim savaşımız değil!

Bu, işçilerin ve emekçilerin kendi sömürücülerine, kapitalist sisteme karşı yürüttüğü sınıf savaşı değildir. Yeni, sosyalist bir dünya için!

Bu, ezilen halkların emperyalizme karşı verdiği kurtuluş savaşı değildir!

Bu, ezilenlerin kendi cellatlarına karşı yürüttüğü savaş değildir!

Kadınların patriarkaya karşı savaşı da değildir!

Kahrolsun sizin savaşınız!

Madem istiyorsunuz, gidin savaşınızı kendiniz yürütün – bizsiz!

Egemenler savaş istiyorsa, kendileri cepheye gitsin!

Militarizme, silahlanmaya ve savaşa karşı direnişteki gençlik!

18 yaşın üzerindeki bütün gençlerden elinizi çekin! Adları ne olursa olsun –Friedrich Merz’ler, Boris Pistorius’lar, Robert Habeck’ler, Ursula von der Leyen’ler vb.– cepheye kendileri gitsin! Onları durduran yok! Bugün Almanya’da “yeni askerlik hizmeti” adı altında yürütülen şeyin ne olduğunu on binlerce öğrenci çok hızlı biçimde kavradı.

Zorunlu askerlik üzerine yürütülen tartışmaların sonunda, zorunlu askerlik yasa yoluyla dayatılarak geri getirilecektir! Gençler son üç ay içinde, kendi örgütledikleri öğrenci grevleriyle iki kez kitlesel biçimde sokaklara çıktılar. Zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe konulması planlarına, militarizme ve savaşa karşı duydukları öfkeyi haykırdılar.

Zenginler savaş istiyor, gençlik ise gelecek!”, “Zorunlu askerliğe hayır!”,
“Alman Ordusu’na ne bir insan ne bir kuruş!”, “Biz sizin yedek gücünüz değiliz!”
Bunlar, okul grevine çıkan öğrencilerin gösterilerinde sıkça kullanılan sloganlardı.

Çeşitli sendikaların gençlik örgütleri tarafından da desteklenen bu eylemler, bugün “Ne yapmalı?” sorusuna verilen umut verici ve doğru bir yanıttır.

Gençliğin bu hareketi, yeni, kitlesel ve militan bir barış hareketine dönüşme potansiyeline sahiptir. Burjuvazi bunu engellemek için bütün araçları kullanmaya çalışacaktır.

Militarizme, emperyalist savaşlara ve Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesine karşı olan herkes bu hareketi güçlü biçimde desteklerse, hepimiz onun potansiyelinin gerçeğe dönüşmesine ve tarih yaratmasına katkıda bulunmuş oluruz.

Komünistlerin görevi, mücadele eden gençliğin yanında yer almak ve emperyalist çılgınlığa karşı alternatif yollar göstermektir. Militarizme ve zorunlu askerliğe karşı verilen ortak mücadelede bizim perspektifimiz; savaşın, sömürünün ve baskının olmadığı yeni bir sosyalist toplumun kurulmasıdır!

20 Mart 2026

1 Tucholsky o sırada zaten İsveç’te sürgünde yaşadığı için, bunun üzerine sorumlu Weltbühne editörü Carl von Ossietzky, dönemin Reichswehr ve İçişleri Bakanı — eski bir korgeneral — tarafından “Reichswehr’e hakaret” suçlamasıyla dava edildi. Ancak Berlin Şöffen Mahkemesi, “Askerler katildir” genel ifadesiyle belirli kişilerin kastedilmediği ve belirsiz bir topluluğa hakaret edilemeyeceği gerekçesiyle Ossietzky’yi beraat ettirdi.

2 bundeswehr.de/de/selbstverstaendnis/gedenken-tote- bundeswehr/todesfaelle-bundeswehr

3 bundeswehr.de/de/meldungen/20-jahre-afghanistan-dank-anerkennung-einsatz-soldaten

4 bundeswehr.de/de/selbstverstaendnis/gedenken-tote-bundeswehr/todesfaelle-bundeswehr

5 bundesregierung.de/breg-de/service/newsletter-und-abos/bulletin/rede-des-bundesministers-der-verteidigung-dr-peter-struck–784328

6 spiegel.de/politik/deutschland/bundeswehr-in-afghanistan-koehler-entfacht-neue-kriegsdebatte-a-696982.html

7 Scholz’a ait tüm alıntılar: “Federal Şansölye Olaf Scholz’un 27.03.2022 tarihli hükümet açıklaması”, Bundestag

8 Koalisyon sözleşmesi, “Almanya İçin Sorumluluk”, s. 2.

9 Koalisyon sözleşmesi, “Almanya İçin Sorumluluk”, s. 125, 130.

10 de.euronews.com/2025/04/28/weltweit-auf-4-platz-deutschland-hat-die-hochsten-militarausgaben-seit-1990

11 bmvg.de/de/aktuelles/deutschland-investiert-in-verteidigung-und-staerkt-das-buendnis-6045046

12 de.euronews.com/2026/03/10/deutschland-waffen-exporteur-ruestungsindustrie

13 Federal Hükümet – Federal Şansölye Merz’in 22 Ocak 2026’da Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşma. İngilizce, Google çeviri programı.

14 Bertolt Brecht, Eserler. Büyük Açıklamalı Berlin ve Frankfurt Baskısı, Cilt 12: Şiirler 2. Bertolt-Brecht-Mirasçıları / Suhrkamp Yayınevi, 1988.

15 Okul greviyle ilgili şehirler ve bilgiler burada yer alıyor:

16 defence-network.com/neuer-wehrdienst-fragebogen-fuer-18-jaehrige/