1 Mayıs’ın kısa tarihçesi
Dünya çapında 1 Mayıs, 1890 yılından bu yana kutlanmaktadır. “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak anılan bu tarih, köklerini 1 Mayıs 1886’da Chicago’da başlayan işçi eylemlerinden alır. Yaklaşık 40 bin işçinin sekiz saatlik iş günü talebiyle greve gitmesi, devletin ve sermayenin sert müdahalesiyle karşılaştı; gösteriler kanlı biçimde bastırıldı. Ancak bu baskı, işçi hareketini zayıflatmak yerine daha da güçlendirdi. ABD genelinde hayat durma noktasına geldi. İşçiler üretimden gelen güçlerini ilk kez bu denli örgütlü ve kararlı biçimde ortaya koydu.
Grev sürecinde işçilere yönelik saldırılar artarken, egemen sınıflar, grevi kırmak için sokak çeteleriyle iş birliği yaptılar. Çatışmalar sırasında polisin ateş açması sonucu işçiler hayatını kaybetti. Olayların ardından çok sayıda işçi işten çıkarıldı, baskılar yoğunlaştı. İşçi önderleri, Avrupalı göçmenler ve özellikle Almanlar hakkında dava açıldı. Albert Parsons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idam edildi. Parsons’un mahkemede söylediği “Eğer asılırsam, suçlu olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım” sözü, bu mücadelenin sembollerinden biri hâline geldi. İşçi önderlerinin cenazelerine yüz binlerce insan katıldı ve bu olaylar uluslararası işçi hareketini derinden etkiledi. 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak kutlanmasına karar verildi.
Berlin’de 1 Mayıs protestoları ilk kez 1890 yılında gerçekleşti. Bu tarihte, aralarında Alman sosyal demokrasisinin de bulunduğu uluslararası işçi partileri ve sendikalar birliği, sekiz saatlik iş günü talebiyle gösteri çağrısında bulunmuştu. Berlin’de yaklaşık 20.000 işçi farklı toplanma noktalarında bir araya gelerek, kamuya açık gösterilerin yasak olması nedeniyle “gezinti” adı altında şehrin dışına doğru yürüyüşler düzenledi. Katılımcılar birbirlerini, yakalarına taktıkları kırmızı karanfillerden ve bastonlarına bağladıkları kırmızı mendillerden tanıyordu. 1 Mayıs, bu tarihten sonra işçi hareketinin takviminde kalıcı bir gün hâline geldi.
Berlin 1 Mayıs 2026
Alman Sendikalar Birliği’nin bu yılki 1 Mayıs parolası “Önce bizim işlerimiz, sonra sizin kârlarınız” idi. Strausberger meydanında başlayan yürüyüş, Kırmızı Belediye Binası önünde sona erdi. DGB verilerine göre yürüyüşe yaklaşık 12.000 kişi katılırken, polis katılımı 7.000 olarak açıkladı. Sendika kortejlerinin ardından göçmen örgütleri de kendi bloklarıyla yürüyüşte yer aldı. Yürüyüşün ardından Kırmızı Belediye binası önünde düzenlenen etkinliklerde müzik, yiyecek ve içecek stantlarıyla festival havasında bir ortam oluştu. Bu durum, 1 Mayıs’ın mücadele içeriğinin geri planda kaldığı ve günün giderek daha çok bir tüketim alanına dönüştüğünü gösteriyordu.
Yürüyüşte yapılan konuşmaların ortak noktası, ekonomik ve sosyal politikalar karşısında emekçilerin korunması talebi oldu. Alman Sendikalar Birliği temsilcileri, işten çıkarmalara, sosyal yardımlardaki kesintilere ve çalışma koşullarının kötüleşmesine karşı konuştu. DGB Berlin-Brandenburg Başkanı Katja Karger, çalışanların siyasi ve ekonomik hataların bedelini ödememesi gerektiğini vurgulayarak toplu sözleşme sisteminin güçlendirilmesini, düşük ücret politikalarına son verilmesini ve güvenceli istihdamın korunmasını talep etti. Öte yandan IG BAU Başkanı Robert Feiger, özellikle emeklilik tartışmalarına odaklanarak emeklilik yaşının yükseltilmesine yönelik önerileri eleştirdi; ağır iş kollarında çalışanların uzun yıllar çalışma yükünün göz ardı edildiğini belirtti.
Alman Sendikalar Birliği’nin 1 Mayıs yürüyüşünde işten çıkarmalara ve sosyal kesintilere karşı sözler söyleniyor; ancak aynı anda büyüyen savaş bütçelerine, militarizme ve emekçilerin sırtına yüklenen kriz politikalarına karşı açık ve örgütlü bir karşı duruş yükseltilmiyor. İşçilerden fedakârlık istenirken, kaynaklar silahlanmaya, savaş hazırlıklarına akıtılıyor; buna rağmen meydanlarda sermaye düzenine doğrudan meydan okuyan bir hat kurulamıyor. 1 Mayıs, tarihsel olarak sömürü düzenine karşı isyanın ve kolektif gücün günüdür. Bu gün, yalnızca taleplerin dile getirildiği değil, sistemin temellerine yönelen bir mücadele çağrısına dönüşmelidir. İşçilerin gücü, ancak bu sınırları aşan bir örgütlü karşı duruşla gerçek anlamını bulur.
Devrimci 1 Mayıs
Devrimci 1 Mayıs için saat 18.00’de Oranien Meydanında toplanılmaya başlandı. Yürüyüş korteji, bu yıl uzun süre başlangıç noktasından ilerleyemedi. Bunun nedeni, önceki yılların aksine polis müdahalesi değil, yürüyüş güzergâhını dolduran kalabalık ve festival havasının yarattığı yoğunluktu. Sokakta oluşan bu “kutlama atmosferi”, yürüyüşün akışını yavaşlatırken, 1 Mayıs’ın mücadele karakteri ile eğlence boyutu arasındaki gerilimi de görünür hâle getirdi. Yürüyüş rotasını dolduran ve korteje katılmayan yüzlerce kişi ise daha çok yeme, içme ve alkol tüketimine yönelmişti.
Polise göre yaklaşık 10 bin, organizatörlere göre ise 30 bin kişi devrimci 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı. Saat 19.00’u biraz geçtikten sonra, “Sokağı kızıl gençliğe bırakın” sloganıyla yürüyüşe geçen Komünistler Birliği bloğu, kalabalık eğlence kitlesiyle karşı karşıya geldi. Yoğunluk nedeniyle yalnızca ön blok kalabalığı yararak ilerleyebildi. Yaklaşık 3.000 kişiden oluşan organize grup Neu Köln yönüne doğru hareket ederken, polis kortejin yaklaşık 100 metre önünde konumlandı. “Özgürlük, barış, dayanışma” yazılı pankart, kırmızı maskeli protestocular tarafından başlarının üzerinde taşındı; pankartın ardında yükselen kırmızı bayraklar, yürüyüşe tek renkli ve güçlü bir görsel bütünlük kazandırıyordu.
Kortejin arka blokları ise geride kaldı; saat 20.30’dan itibaren artık bütünlüklü bir yürüyüşten söz etmek zordu. Oranien Meydanında, ön tarafta ilerleyen devrimci ve anti-emperyalist blokların ardından büyük bir anti-faşist blok ile anarşist blok şekillendi. Özellikle anarşist blok, saat sekizi biraz geçtikten sonra harekete geçti ve yürüyüşün ritmi bu noktada bambaşka bir tona büründü.
“Pankartlar yukarı!” çağrısıyla birlikte anti-faşist blokta siyah şemsiyeler açıldı, peş peşe yakılan meşalelerle sokak bir anda kızıl ve mavi tonlara boyandı. Gürültü arttı, havai fişekler gökyüzüne yükseldi; Yaklaşık yüz metre boyunca uzanan siyah duman bulutunun ortasında parlayan ışıklar, yoğun dumanla iç içe geçmişti. Ritim tutan sloganlar kalabalığın içinde yankılanırken, zaman zaman Oranien Meydanı neredeyse tamamen dumanın ardında kayboldu.
Ancak akşam saatlerinde, 22.00’den sonra eğlence kalabalığı dağılmaya başladı ve yürüyüş yeniden hareket kazandı. Beklenmedik bir şekilde, kısaltılmış bir güzergâh üzerinden Hermann Meydanından geçilerek kortejin arka blokları da nihayet ilerleyebildi ve Südstern’e, yani başlangıçta planlanan varış noktasına ulaştı. Saat 23.00’e doğru varış sırasında yer yer polisle küçük çaplı itişmeler yaşandı; gün boyunca yavaşlayan ve parçalanan yürüyüş, bu son anda yeniden bir bütünlük kazandı.
Devrimci 1 Mayıs yürüyüşünde öne çıkan içerik, yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı kalmadı, daha geniş bir politik çerçeveye uzandı. Yürüyüş korteji boyunca atılan sloganlar ve taşınan pankartlar, savaş politikalarına ve artan militarizme karşı güçlü bir itiraz dile getirildi; özellikle silahlanma harcamalarına, zorunlu askerliğe ve savaş hazırlıklarına karşı mücadele çağrıları öne çıktı. Katılımcılar, toplumsal kaynakların savaşa değil sosyal haklara ve kamusal ihtiyaçlara ayrılması gerektiğini vurguladı; uluslararası dayanışma ve barış talepleri yürüyüşün temel mesajları arasında yer aldı. Bu yönüyle yürüyüş, 1 Mayıs’ın yalnızca çalışma koşullarına dair değil, aynı zamanda daha geniş bir siyasal ve toplumsal yönelime dair söz söyleyen bir gün olduğunu açıkça ortaya koydu.
1 Mayıs ve Herşeye Rağmen Dergisi
1 Mayıs hazırlıkları kapsamında, Fabrika Gazetemizin 45. sayısı “Sınıfa Karşı Sınıf, Sömürüye Karşı Sosyalizm İçin, Emperyalist Barbarlığa Karşı 1 Mayıs’ta Sokağa!” başlığıyla yayımlandı. Gazetenin 45. sayısı, Mercedes ve jilet fabrikalarının önünde dağıtıldı; işçilerle sohbet edildi. 1 Mayıs günü ise DGB yürüyüşünde bildiri dağıtımı yapıldı ve gazetemizin 98. sayısının satışı gerçekleştirildi.
Devrimci 1 Mayıs yürüyüşünün başlangıç noktasında, saat 15.00’te iki pankart astık. Pankartlarda şu ifadeler yer alıyordu: “Alman Wehrmacht’ı: Soykırım ordusu! Faşizme ve Alman emperyalizmine karşı mücadele! BRD’nin sermayesine, ordusuna ve politikasına karşı! Emperyalist savaşa karşı mücadele!” Gazetemizin satışı sırasında ve yayın masamıza gelenlerle siyasi tartışmalar yürüttük.
Toplanma alanına asılan bu pankartlarımız binlerce insan tarafından görüldü, resimleri çekildi. Pankartlarla birlikte selfi çekenler oldu. Ayrıca toplanma alanında yayın masası açıldı, gazetemizin son sayıları sergilendi. Bildiri dağıtımı ve gazete satışı yapıldı. 1 Mayıs öncesi ve sırasında 1000 adet bildi ve 32 adet sayı 98’den satıldı. Oranien Meydanında bizden başka pankart asan yoktu. Bu yıl ajitasyon ve propaganda bağlamında başarılı bir faaliyet yürüttüğümüzü düşünüyoruz.
Mücadele geleneği ilçe değişen kutlama biçimleri
1 Mayıs, işçi sınıfının kanla yazılmış tarihinin bir ürünüdür. Bu gün, sömürüye karşı ayağa kalkan emekçilerin bedel ödeyerek kazandığı bir mücadele günüdür. Ancak burjuvazi, 1 Mayıs’ı yasaklayamadığı noktada onu dönüştürmenin yollarını aradı, içeriğini boşaltarak etkisizleştirmeye çalıştı. Bugün 1 Mayıs’ın içeriğinin boşaltılarak kutlanmaya çalışılması, onun sınıfsal karakterinin silikleştirilmesinin bir sonucudur. Kapitalist düzenin köşe başlarını tutan sendika ağaları, bu sürecin bir parçası hâline geldiler. Sokaklar, bir zamanlar direnişin ve isyanın mekânıyken, giderek tüketim ve eğlence alanına çevrildi. Oysa 1 Mayıs, özünde, kapitalist sömürü düzenine karşı isyan bayrağının yükseltildiği, emekçilerin kendi güçlerini hatırladığı ve kolektif mücadeleyi büyüttüğü bir gündür.
İşçi sınıfının ve emekçilerin gerçekleri görmesinin ve sömürü düzenine karşı örgütlü bir mücadele geliştirmesinin önündeki başlıca engellerden biri reformizmdir. Bugün işçi sınıfının en geniş örgütleri olan sendikaların ve konfederasyonların önemli bir bölümü, burjuvaziye karşı mücadele eden yapılar olmaktan ziyade, sınıf işbirliğini esas alan bir çizgide hareket etmektedir. Bu yapılarda söz sahibi olan sendika bürokrasisi, işçilerin hak ve taleplerini sermaye ile uzlaşma zemininde eritmekte, mücadeleyi sınırlandırmaktadır. Bu bürokratik yapı, elde ettiği ayrıcalıklar karşılığında sistemin işçi sınıfı içindeki dayanaklarından biri hâline gelmekte ve emekçilerin gerçek çıkarlarıyla çelişen bir rol üstlenmektedir.
İşçi sınıfının karşısındaki temel güç, sermayenin şu ya da bu biçimi değil, bir bütün olarak sermaye egemenliği ve ücretli emek düzenidir. Bu düzende işçinin kaybedeceği şey, onu zincirleyen sömürü koşullarından başka bir şey değildir. Ancak bu durum ne kaçınılmazdır ne de değiştirilemez. Kapitalizm bir kader değildir; tarihsel bir sistemdir ve aşılabilir. Bu düzenin alternatifi vardır. Yeter ki işçiler kendi güçlerinin farkına varsın, birleşsin ve ortak çıkarları etrafında örgütlensin. Üretenlerin, aynı zamanda yönetenler olabileceği bilinci yaygınlaştıkça, sömürüye dayalı ilişkiler de sorgulanır hâle gelir. İşçiler kolektif bir güç olarak hareket ettiğinde, mevcut düzenin sınırları zorlanır ve yeni bir toplumsal düzenin imkânı ortaya çıkar. Bu perspektif, emeğin değerinin esas alındığı, insanların eşitlik ve dayanışma içinde yaşayabileceği bir toplum arayışının ifadesidir.
1 Mayıs, kapitalizme karşı isyanın, direnişin ve mücadelenin günüdür. Bugün, kapitalizme, savaşa, krize ve 1 Mayıs’ı içeriğinden kopararak etkisizleştirmeye çalışan anlayışlara karşı mücadeleyi büyütmek acil bir görev olarak önümüzde duruyor. Devrimci hareketin zayıflatıldığı bir dönemde, 1 Mayıs’ın gerçek anlamını savunmak ve emekçilerin mücadelesini sınırlandıran sendikal bürokrasinin maskesini düşürmek daha da büyük bir önem taşıyor.
1 Mayıs’ın içeriğinin boşaltılarak sıradan bir eğlence gününe dönüştürülmesi, onu tüketim ve gösteri kültürünün parçası hâline getirme çabaları, bu günün tarihsel ruhuyla bağdaşmaz. Oysa Devrimci 1 Mayıs, taşınan pankartlarda, atılan sloganlarda ve yapılan konuşmalarda kendini açıkça gösteren bir mücadele çağrısıdır.
Her şeye rağmen, 1 Mayıs’ın özgürce, kitlesel ve gerçek anlamıyla kutlanacağı günler gelecektir. 1 Mayıs kızıldır ve kızıl kalacaktır. Bu rengin karartılmasına karşı verilen mücadele sürmektedir ve sürecektir.
2 Mayıs 2026
Berlin Herşeye Rağmen taraftarları

1 Mayıs 2026 Kutlamaları – Ulm an der Donau / Almanya
Almanya’nın Ulm kentinde, güneşli bir günde 1 Mayıs, 700’e yakın katılımcıyla kutlandı. Deutscher Gewerkschaftsbund (DGB)’nin çağrısıyla düzenlenen yürüyüş ve kutlamalara, Alman ve yabancı demokrat, devrimci ve inanç kuruluşları katıldı.
Yürüyüşte, Alman Bolşeviklerinin yayın organı TA (Trotz alledem / Herşeye Rağmen) ile “Yeni Dünya İçin Çağrı” (Aufruf für eine neue Welt) dergisi, kendi kortejleri ve bayraklarıyla yaklaşık 30 kişilik bir katılımla yer aldı. Kutlama alanında ve yürüyüş sırasında, TA’nın Almanca 1 Mayıs bildirilerinden yaklaşık 400 adet, “Yeni Dünya İçin Çağrı” dergisinin ise Türkçe bildirilerinden yaklaşık 50 adet dağıtıldı.
Yürüyüş sırasında sıkça atılan sloganlar arasında “Yaşasın enternasyonal dayanışma”, “Yaşasın 1 Mayıs”, “Kahrolsun kapitalizm” ve “1 Mayıs kızıldır, kızıl kalacak” yer aldı. TA dergisi okuru bir kişi, TA’nın Almanca 1 Mayıs bildirisini yürüyüş esnasında hoparlörden yüksek sesle okudu. Okunan bildirinin ilgiyle karşılandığı ve katılımcılar tarafından beğeniyle dinlendiği ifade edildi. Yürüyüş boyunca ağırlıklı olarak TA dergisi ile “Yeni Dünya İçin Çağrı” dergisinin bayrakları taşındı. Kutlama alanının girişindeki bir duvara, TA dergisinin “Mesai değişimi: Hükümet bant başına, işçiler yönetime” başlıklı panosu asıldı. Büyük ilgi çeken ve sıkça görüntülenen bu panonun, emniyet güçleri tarafından da kayda alındığı gözlendi. Ayrıca TA’ya ait bir bayrağın, giriş alanındaki bir ağacın dalına takıldığı görüldü.
Dikkat çeken bir diğer durum ise, son yıllarda da gözlemlendiği üzere, yürüyüşe katılımın her yıl azalması ve insanların 1 Mayıs kutlamalarını içeriğinden ve tarihsel bağlamından kopuk biçimde değerlendirerek sıradan bir gün olarak görmeleridir. Bu durum, kuşkusuz yalnızca sarı sendikaların 1 Mayıs’ı sıradanlaştırmasının değil; aynı zamanda devrimci ve demokrat kurum ve kuruluşların hata ve eksikliklerinin de bir sonucudur. Önümüzdeki yıllarda, kendisini demokrat, devrimci ve sosyalist olarak tanımlayan sivil toplum örgütleri ve yapılar, mutlaka bağımsız 1 Mayıs platformlarını oluşturmalı; 1 Mayıs’ı kendi tarihsel karakterine uygun biçimde, düzen savunucusu ve kapitalizmin yedeği konumundaki sarı sendikalara karşı “kızıl” 1 Mayıs anlayışıyla örgütlemelidir. Bu görev, tüm devrimci ve sosyalist kurum ve örgütler açısından tarihsel ve öncelikli bir sorumluluktur. Bu bağımsız platformun oluşturulması sürecinde, biz Alman ve Kuzey Kürdistan-Türkiyeli Bolşevikler olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye, gücümüz oranında her türlü desteği sunmaya ve gerekli fedakârlığı yapmaya hazır olduğumuzu belirtiriz.
Yaşasın Kızıl 1 Mayıs!
1 Mayıs kızıldır, kızıl kalacak!
Ya sosyalizm ya barbarlık — kahrolsun kapitalizm!
2 Mayıs 2026
Ulm an der Donau’dan Herşeye Rağmen ve YDİ Çağrı Okurları

Hamburg’da 1 Mayıs binlerin katılımıyla kutlandı
1 Mayıs, dünya işçi sınıfının “birlik, mücadele ve dayanışma günü”dür. Hamburg’da, Altona semtinde Alman Sendikalar Birliği tarafından “Önce bizim işlerimiz, sonra sizin kârlarınız” sloganıyla bir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe yaklaşık 10.000 kişi katıldı.
DGB’nin düzenlediği 1 Mayıs yürüyüşünde göçmen örgütleri de önemli bir katılım sağladı. Herşeye Rağmen ve YDİ Çağrı taraftarları olarak biz de bu yürüyüşte yerimizi aldık. “Emperyalist savaşlara hayır! Emperyalist devlete karşı sınıf savaşı!” pankartımızın arkasında kortejimizi oluşturduk.
Herşeye Rağmen’in çıkardığı “Sınıfa Karşı Sınıf, Sömürüye Karşı Sosyalizm İçin, Emperyalist Barbarlığa Karşı 1 Mayıs’ta Sokağa!” başlıklı bildiriyi dağıttık. Yürüyüşte ayrıca Her Şeye Rağmen gazetesinin 98. sayısının satışını gerçekleştirdik ve YDİ Çağrı flamalarını taşıdık.
Yaklaşık 4 kilometrelik yürüyüşün ardından etkinlik, Fischmarkt’ta yapılan konuşmalarla sona erdi.
3 Mayıs 2026
Hamburg Herşeye Rağmen ve YDİ Çağrı Okurları




Trotzalledem Proletarier:innen aller Länder und unterdrückte Völker vereinigt euch!